Kayıt ol    Giriş
Yetkilendirme
» » Zeyd Bin Sabit Hayatı
Sahabeler

Zeyd Bin Sabit Hayatı

Zeyd Bin Sabit Hayatı


Zeyd Bin Sabit Kimdir?

Zeyd bin Sabit, Medineliydi. Babası muharebede öldürülmüş, kendisi de yetim kalmıştı. Çok zeki bir kişiydi. Hicret’ten önce, daha bir çocukken Müslüman olmuştu. 11 yaşında iken 17 sureyi ezbere okuyordu. Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiğinde, yakınları Hz. Zeyd’i yanına götürüp 17 sureyi ezbere bildiğini söylediler. Hz. Zeyd, Peygamberimizin isteği üzerine ezberlediği sureleri okudu. Bu duruma Peygamber efendimiz çok sevindi ve Zeyd’e övgüler de bulundu.

Zeyd Bin Sabit Hayatı

Kur’ân-ı Kerim’in ayetleri nazil oldukça, Peygamberimiz (s.a.v.) ayetleri ezberlemek ve ezberletmekle kalmaz, yazdırmak için de sahabenin birini çağırtır ve gelen vahyi ona yazdırırdı. Vahyi yazan kişilere “vahiy kâtibi” denirdi. Peygamberimizin birkaç tane vahiy kâtibi vardı. İşte bunlardan bitanesi de Zeyd bin sabit’tir.
Zeyd bin Sabit, Müslümanların müşriklerle yapmış oldukları ilk savaş olan Bedir Harbi’ne katılmak istedi, yaşı küçük olduğundan, Peygamber efendimiz tarafından hazırlanan mücahit ordusuna kabul edilmedi.
Bedir Savaşı’nda Müslümanlar büyük zafer kazanmışlardı. 70’ten fazla müşrik öldürülmüş, bir o kadarı da esir alınmıştı. Esirlerden okuma-yazma bilenler, “Müslümanlardan 10 kişiye okuma-yazma öğretmek” şartıyla serbest bırakılacaklardı. Bu esir müşriklerden okuma-yazma öğrenenlerden biri de Zeyd bin sabit’ti.
Hz. Zeyd bin Sabit, okuma-yazmayı öğrendikten sonra, Peygamber efendimize gelen vahiyleri yazmaya başladı. Vahiy kâtiplerinden olan Ubey bin Kâ’b bulunmadığı zaman, Peygamberimiz, Zeyd bin Sabit’i çağırtır, vahyi yazdırırdı.

Zeyd Bin Sabitin Şahit Olduğu Bir Olay

Zeyd bin Sabit, vahiy yazma sırasın da şahit olduğu manevi bir hâleti şöyle anlatıyor:
“Peygamber efendimize vahiy geldiği bir gün yanında oturmaktaydım. Peygamber efendimizi bir ağırlık kapladı. Ağırlık kapladığı an, dizleri benim dizlerimin üstündeydi. Allah’a yemin ederim ki, hiçbir şeyi Resûlullah’ın dizinden daha ağır bulmadım! Sonra o hâl ondan kayboldu ve ‘Yaz, ey Zeyd!’ buyurdu. Ben de bir kürek kemiği aldım. Nisa Suresi’nin 95. ayetinin tümünü sonuna kadar yazdım. Kör bir zat olan İbni Ümmü Mektum, mücahitlerin faziletini bu ayette duyunca kalktı ve ‘Ya Resûlullah! Âmâ ve benzeri olanlardan, Allah yolunda cihada gücü yetmeyen kişilerin durumu nasıldır?’ dedi. Allah’a yemin ederim ki, onun sözü biter bitmez, Resûlullah’ı tekrar bir ağırlık kapladı. Bu defa onun dizlerini ilkinden daha ağır buldum. Sonra o hâl ondan gitti, ‘Yazdığını oku.’ buyurdu. Yazdığımı okuyunca ‘Özür sahibi olmaksızın’ mealindeki cümleyi okudu, bu kısmı da o ayete kattım.”

Yabancı Dil Öğrenen Sahabe Zeyd Bin Sabit

Peygamberimizin isteği üzerine İbranice ve Süryaniceyi öğrendi.
İbranice öğrenişini şöyle buyurur:
“Peygamber efendimiz bana, ‘Ey Zeyd! Sen Yahudilerin yazısını öğren. Ben vallahi bana ait olan yazılarda Yahudilere güvenmiyorum!’ buyurdu. İki hafta geçmeden öğrendim. Yahudilere bir şey yazılacağı zaman ben yazardım.”
Hz. Zeyd’in Süryaniceyi öğrendiği de rivayet edilmektedir. Bu olaydan, İslamiyet’in yabancı dil öğrenmeye verdiği önemi de görmekteyiz.

Zeyd Bin Sabitin Yaptığı Önemli İşler

Zeyd bin Sabit, vahiyden başka, hükümdarlara bazı kabile reislerine gönderilerek mektupları da yazardı. Anlaşmaları da kaleme alırdı.
Zeyd bin Sabit, yaşı küçük olduğu için Bedir Savaşı’na katılmamış olmasının üzüntüsünü yaşıyordu. Bir fırsat olsa, cihada katılmayı çok arzu ediyordu. Nihayet İslam kahramanlarının şahlandığı Hendek Savaşı’nda Hz. Zeyd’e hizmet düşmüştü. Hendek kazma işini yapamıyordu, ama çıkan toprakları taşımak üzere mücahitlere yardımcı oluyordu. Onun bu gayretini gören Peygamber efendimiz, “Ne güzel çocuk!” buyurdu. Hendek kazma işi tamamlandıktan sonra diğer çocukları ailelerinin yanına gönderen Peygamberimiz, Abdullah bin Ömer ile Zeyd bin Sabit’i göndermedi. Onların savaşa katılmalarına izin verdi.
Peygamberimizin vefatından sonra, bir an önce halife seçiminin bitirilmesi gerekiyordu. Ensar ve Muhacir farklı adaylar gösteriyorlardı. Zeyd bin Sabit o zaman 20 yaşında, idi şu şekilde konuşarak makul olanı teklif etti:

“Peygamber efendimiz, Muhacirlerdendi. Biz de Peygamber efendimizin yardımcılarıydık. Onun yerine seçilecek olanların da yardımcılarıyız.”
Çok geçmedi sahabeler Hz. Ebu Bekir’e biat ettiler. Böylece bu mühim mesele de kolaylıkla halledildi.

Zeyd Bin Sabitin Efendimize Gelen Vahiylerin Toplanmasındaki Önemli Vazifesi

Peygamber efendimize gelen vahiyler, vahiy kâtipleri tarafından kâğıt parçalarına, derilere, yassı beyaz taşlara ve develerin kürek kemiklerinin üzerine yazılıyordu. Ancak ayet ve surelerin yazıldığı bu parçalar bir yerde biriktirilmiyordu. Sahabelerden isteyenler, bunları alabiliyorlardı. Kur’ân hafızı olan sahabeler çok olduğundan, ayrıca yazılı olanları bir araya getirmeye ihtiyaç görülmemişti. Peygamberimizin vefatından sonra yapılan Yemâme Savaşı’nda çok sayıda hafızın şehit olması üzerine böyle bir ihtiyaç baş gösterdi.
Bunu da hisseden Hz. Ömer (r.a.) oldu. Hz. Ömer, zamanla hafızların daha da azalacağından, ayetlerin yazılı bulunduğu vesikaların kaybolabileceğinden ve bazı ayetlerin unutulabileceğinden endişe etmeye başladı. Bu husustaki düşüncesini Halife Hz. Ebu Bekir’e (r.a.) açtı. Çeşitli yerlerde ve dağınık hâlde bulunan Kur’ân vesikalarının bir araya getirilip iki kapak arasında toplanmasını teklif etti. Bu teklif karşısında Hz. Ebu Bekir tereddüt etti. Çünkü Peygamber efendimizin yapmadığı bir vazife teklif ediliyordu daha sonra aklına yattı. İkisi birlikte bu mühim vazifeyi istişare ettiler. Bu işi yapması için Zeyd bin Sabit’i münasip gördüler.
Hz. Zeyd bin Sabit o sıralar 20 yaşında idi. Böyle mühim bir vazife için onu seçmelerinin çok sebebi vardı. Her şeyden evvel Hz. Zeyd, Peygamber efendimizin Medine’deki hayatı boyunca vahiy kâtipliğini yapmıştı. Ashabı içerisinde Kur’ân-ı Kerim’in tamamını ezberleyenlerden ve onu en iyi okuyanlardan birisiydi. Çok zekiydi. Aynı zamanda, Peygamberimiz vefat edeceği yıl Kur’ân’ı nasıl Cebrail’e (a.s.) okumuşsa, Hz. Zeyd de yazdığı bütün ayetleri Peygamberimize okumuştu.
Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer, Kur’ân ayetlerinin toplatılması vazifesi için Zeyd bin Sabit üzerinde karar verdikten sonra onu çağırdılar. Hz. Zeyd gelince, Hz. Ebu Bekir ona, Hz. Ömer ile aralarında geçen konuşmayı haber verdi ve şöyle devam etti:

“Sen genç ve akıllı birisin. Senin için hiçbir şey söyleyemeyiz. Sen Peygamber efendimize gelen vahyi yazıyordun. Kur’ân-ı Kerim’i inceleyip toplar mısın?”
Bu teklif üzerine Hz. Ebu Bekir gibi tereddüt etti, “Peygamber efendimizin yapmadığı bir şeyi nasıl yaparsınız?” dedi. Daha sonra, böyle bir şeyin yapılmasının faydasına o da inandı ve kabul etti Bu vazifenin zorluğuna işaretle şöyle buyurdu:
“Allah’a yemin ederim ki, bir dağı taşımayı teklif etselerdi, Kur’ân’ı toplama işinden daha ağır gelmezdi!”
Zor da olsa böyle kutsi bir vazifeyi yapmak gerektiğine inanıyordu. Kur’ân’ın yazılı olduğu sahifeleri araştırmaya başladı. Çok özenli davranıyordu. Yazılı olarak bulduğu ayetleri hemen kabul etmiyor; bu ayetin, Peygamber efendimizin huzurunda yazıldığına dair iki tane de şahit istiyordu; ondan sonra kaydediyordu.
Sahabe-i Kirâm’ın gayreti neticesinde Hz. Zeyd bin Sabit, Kur’ân’ı toplama işini bir yıl gibi kısa bir sürede tamamladı. Sonra sahabeler toplandı. Hz. Zeyd topladığı ayetleri onlara okudu. Onlar da tasdik ettiler, hiçbiri itiraz etmedi. İki kapak arasında toplatılan Kur’ân sahifeleri, vefatına kadar Hz. Ebu Bekir’in, sonra Hz. Ömer’in, daha sonra da Hz. Ömer’in kızı ve Peygamberimizin hanımı Hz. Hafsa’ annemizin yanında kaldı.

Zeyd Bin Sabitin Kur’ân Ve Fıkıh İlimlerine Yaptığı Hizmetler

Zeyd bin Sabit, Hz. Ebu Bekir’in halifeliği zamanında Kur’ân-ı Kerim’in toplatılması işini yaptığı gibi, Hz. Ömer’in zamanında da, kıraat, yani Kur’ân okuma ilminin öğretilmesiyle meşgul olmuştu. Ayrıca fetva işlerini de yürütüyordu. Fetva meselesinde çok sıkı ve hassas davranan Hz. Ömer, Zeyd bin Sabit ile birkaç sahabenin dışında kalanların fetva vermesini yasaklamıştı.
Hz. Ömer sefere çıktığında Zeyd bin Sabit’i yerine bırakıyordu. “Halk, başkasında bulamadığını Zeyd’de buluyor.” diyerek, onun ilim ve faziletini takdir ediyordu. Ayrıca feraiz (miras taksimi) hakkında bir sorusu olanın Hz. Zeyd’e gitmesini tavsiye ediyordu.
Zeyd bin Sabit’in Kur’ân’a yapmış olduğu mühim hizmetlerinden birisi de, Hz. Osman’ın halifeliği zamanına rastlar.
Zeyd bin Sabit, Hz. Ömer devrinde olduğu gibi, Hz. Osman ve Hz. Ali zamanında ve Hz. Muâviye’nin hilafetinin ilk beş yılında müftülük hizmetlerine devam etti. Hz. Ömer gibi bunlar da fıkhı meselelerde hiç kimseyi Hz. Zeyd’e tercih etmediler.
Hz. Zeyd’in fıkıh usulü kendi devrinde kabule mazhar oldu. Öyle ki, Sahabe’den ve yedi fıkıh âliminden birisi olan Sâid bin Müseyyeb (r.a.), başkalarından duyduklarını Zeyd bin Sabit’e sormadan kabul etmiyordu.
Böylece Kur’ân ve fıkıh ilimlerine çok büyük hizmette bulunan Zeyd bin Sabit, hadis ilminde de üstün hizmetler gördü. Rivayet ettiği hadisleri doğrudan doğruya Efendimizden işitmiş ve de Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’dan da hadis öğrenmişti.

Hz. Zeyd, 92 hadis rivayet etti.
Bunlardan biri şu mealdedir:

“Size iki şey bırakıyorum: Birincisi Allah’ın Kitabı’dır ki, gök ile yer arasında bir ip mesabesindedir.

İkincisi ise Âl-i Beyt’imdir ki, Havz-ı Kevser bana verilinceye kadar onlar benden ayrılamazlar.”

Hz. Zeyd sadece ilimde şöhret kazanmakla kalmamış, güzel ahlakın da timsali olmuştu. Aynı zamanda Efendimize olan sevgisiyle de tanınmıştı. Resûlullah’a muhabbeti öyle fazlaydı ki, her gün sabah namazında onun yanına gider, onun hizmetinde hazır bulunurdu.
Zeyd bin Sabit, “iyiliği tavsiye, kötülükten uzaklaştırma” konusunda valiler de dâhil hiç kimseden çekinmemiş, hak ve hakikati söylemekten geri durmamıştı. Medine valisi Meryan devamlı onun ilim ve fazlından yararlanabilmek için yanına çağırtır, kendi makamına oturturdu. Bir gün yanına davet etmişti. Bir süre sohbetten sonra çıktığında halk yanına geldi, merakla valinin kendisini niçin çağırdığını sordular. Hz. Zeyd, “Efendimizden duyduğumuz bazı şeyleri sordu.” dedikten sonra şöyle devam etti:
“Resûlullah şöyle buyurdu: ‘Bizden bir hadis duyarak bunu hafızasında tutan ve başkasına duyuran kimsenin Cenabı-ı Hak yüzünü nurlandırsın! Çünkü bazen fakih olmadıkları hâlde fıkhı taşıyan kimseler vardır. Çok kimseler fıkhı kendilerinden daha fakih kimselere ulaştırırlar.

Üç sıfat vardır ki, her Müslüman onları yerine getirmekle mükelleftir. Bunlar:

1- ihlâs ve Allah rızasından ayrılmamak,
2- amir durumunda olanlara nasihat etmek,
3- bir de cemaat ruhunu muhafaza etmektir.”

Zeyd bin Sabit, Kur’ân’ı en güzel okuyan sahabi olduğu ittifakla kabul edildiği hâlde, tevazuunu ve ilme olan arzusunu şöyle ifade ederdi:
“Kur’ân’ı benden daha güzel okuyanı bilsem, devemin ulaştığı yere kadar ona giderim!”

Zeyd Bin Sabitin Vefatı

Tüm hayatını İslam’a hizmetle geçiren Zeyd bin Sabit, Hicrî 45 yılında beka âlemine irtihal etti. Vefatı İslam âleminde teessürle büyük üzüntüyle karşılandı. Bütün Müslümanlar bu büyük âlimin ölümünden mahzun oldu. İbni Ömer,
“Bugün insanların en âlimi öldü!” derken, İbni Abbas da birçok âlimin ilmiyle toprağa gömüldüğünü söylüyor ve Hz. Zeyd’in kabrine işaret edip, “İşte, ilmin gömülmesi böyledir.” diyordu.

Allah Kendisinden Razı Olsun Bizi O Mübarek İnsanların Yolundan Ayırmasın…
Yazar: Akliselim  5-01-2012, 15:54   Gösterim: 5920   
Etiketler: Zeyd Bin Sabit Kimdir, Zeyd Bin Sabit Biyoğrafi
Sitede kayıtsız olarak olarak gezinmektesiniz.
Sayın ziyaretçimiz size üye olmanızı tavsiye ederiz.
Yorum ekle
Adınız:
E-Mail Adresiniz:
Kalın İtalik Altı Çizili Üzeri Çizili | Sola Yasla Ortala Sağa Yasla | İfade Ekle Renk Seç | Gizli Metin Alıntı Ekle Farklı Bir Alfabe ile Yazılmış Olan Seçili Metni Kiril Alfabesine Çevir Spoiler Ekle